Breaking News

Popular News

Enter your email address below and subscribe to our newsletter

UYSALLAR DİZİ İNCELEMESİ

Share your love

UYSALLAR DİZİ İNCELEMESİ

Hakan Günday’ın yazdığı ve Onur Saylak’ın yönettiği Uysallar dizisi 30 Mart’ta Netflix’te yayınlandı. Şahsiyet dizisinde de gördüğümüz ikilinin yine genel anlamda iyi bir iş çıkardıklarını söyleyebiliriz. Oyuncu kadrosunda ise Öner Erkan, Songül Öden, Haluk Bilginer ve Uğur Yücel gibi isimler var.

Dizinin fragmanlarına baktığımız zaman beyaz yakalı bir aile babasının geceleri punk hayatı sürmeye çalıştığını görüyorsunuz. Dizinin punk kültürünü anlatacağını bir punk dizisi izleyebileceğimizi düşünebilirsiniz ama diziyi izlemeye başladığınız zaman böyle olmadığını anlıyorsunuz. Dizi orta yaşlarda olan beyaz yakalı Oktay’ın hikayesi üzerinden bize beyaz yakalıların hayatını ve Oktay ile beraber onun ailesini de anlatıyor. Dizi her karakter üzerinde bize farklı farklı hikayeler anlatıyor ve bunları bize eleştirel bir gözle sunuyor. Dizide ana bir hikaye yerine insanlar arasındaki ilişkileri görüyoruz. Birden çok hikayeden bahsettiği için bir hikaye üzerinde çok detaylı bir anlatım yapamıyor dizi. Olaylar da biraz yüzeysel kalıyor bu yüzden. Aynı zamanda karakterlerin de derinlikli olmadıklarını, iki boyutlu olduklarını görüyoruz. Dizide çok fazla metafor kullanılıyor, her karakterin, gördüğümüz her olayın temsil ettiği bir şeyler var hiçbir şey amaçsız değil. Bu işleyiş de izleyici tarafından güzel bir şey. Ama anlatmak istediklerini metaforlarla bize tekrar tekrar gözümüze sokarak anlatıyor ve bu durum da bir noktada izleyiciyi sıkabiliyor. Görüntü yönetmeni koltuğunda Feza Çaldıran’ın olması estetik açıdan bize yer yer Şahsiyet dizisini hatırlattığını söyleyebiliriz. Hikayenin akışında karakterlerin de birbirleriyle ahengi dikkatimizi çeken bir diğer nokta. Biz diziyi genel olarak beğendik ve izlemenizi öneririz.

Şimdi de biraz spoiler vererek diziye karakterler üzerinden göz atalım. Dizi hayatında mutsuz olan ailesinden, iş hayatından ve her şeyden kaçmaya çalışan Oktay’ın havaalanındaki sahnesiyle başlıyor. Uçak sis nedeniyle erteleniyor ve Oktay da tam o sırada kaçmaktan vazgeçerek eve geri dönüyor. Dizinin çok fazla metafor kullandığını söylemiştik işte sis de burada bir metafor olarak kullanılıyor. Sis metaforu insanların çevrelerindeki insanları görmediklerini, çevrelerinde yaşanan olaylara göz yumduklarını ses çıkarmadıklarını ve insanların içindeki bunalımı anlatıyor. Oktay hapishaneler tasarlayan bir mimar ve bir metafor daha. Dizi Oktay’ın içindeki sıkışmışlığı, bu hayata hapsoluşunu bize böyle anlatıyor. Dışardan güzel bir hayatı varmış gibi görünse de o aslında hiç mutlu değil, bir yandan her şeyi bırakıp kaçıp gitmek istese de burada kalması gerektiğini ve buna mecbur olduğunu düşünüyor. Kendini biraz daha özgür hissedebilmek için geceleri punkçı gibi giyinip dışarı çıkıyor ve kendisine ikinci bir hayat kuruyor burada. Ama Oktay’ın burada da tam olarak var olamadığını görüyoruz. Oktay iki hayatı arasında sıkışıyor ve iki hayatında da tam olarak var olamıyor. Nil karakteri de kendisini bu hayatında özgür hissedemiyor. Birçok işe başvuruyor ama kimse yaşı yüzünden onu işe almıyor. O da kendisini biraz daha özgür hissedebilmek için Oktay gibi kendine ikinci bir hayat yaratıyor. Nil üzerinden kadınların hayatta yaşadıkları zorlukları anlattıkları gibi Nil’in arkadaşı Yağmur üzerinden de kadınların iş hayatında yaşadıkları zorluklardan ve taciz edildiklerinden bahsediyor dizi. Ege ve Ece ise burada asıl olması gerekeni, doğru olanı temsil ediyor. Ege sınav sistemini, eğitim sistemini eleştiriyor ve genç nesil içinde olduğu bu bunalımı bize çok iyi veriyor. Ece çevresindeki insanları görüyor,

aç olan o çocuklara yardım etmeye çalışıyor. Olcay Oktay’ın babası ama aslında onu istemiyor ve karısıyla da hamile kaldığı için zorla evleniyor. Olcay manipülatör ve baskıcı bir karakter. Berhudar Avrupa’nın en büyük hapishanesini yapmak isteyen üst düzey bir devlet görevlisi ve dizide devleti temsil ediyor. Devlet bir insan olsaydı bu kişinin Berhudar olabileceğini söyleyebiliriz. Berhudar’ın aslında beyaz olan saçlarını siyaha boyaması, içki kullanmıyorum deyip otelde tek başınayken rakı içmesi dizide bütün karakterlerin iki yüzlü olduğunu gösteriyor bize. İbrahim Selim’in oynadığı Mert karakteri diziye güzel bir kara mizah katıyor ve insanların yaşadığı o paranoyaklığı güzel bir şekilde veriyor bize. Oktay’ın punkçı arkadaşları da çok fazla derinlikli değil ama onlar da punkta olduğu gibi anarşizmi temsil ediyorlar. Oktay’ın çocukluk arkadaşı ise Oktay’ı böyle görünce punkçılığın bu olmadığını böyle giyinerek punkçı olamayacağını anlatıyor ona. Ama biz dizide o kadar da punk kültürünü görmüyoruz. Punk kültürünü bize daha fazla anlatsalardı daha güzel olurdu. Dizi genel olarak güzel, evet hikayeler biraz yüzeysel, mesajlar kendini tekrar ediyor ama kısa olmasıyla ve merak unsuru da uyandırmasıyla seyirciyi içinde tutabiliyor.

Yazar: Burak Şan

Împărtășește-ți dragostea
Ahmet BULDUR
Ahmet BULDUR
Articole: 41

Lasă un răspuns

Adresa ta de email nu va fi publicată. Câmpurile obligatorii sunt marcate cu *

Stay informed and not overwhelmed, subscribe now!