Newsletter Subscribe
Enter your email address below and subscribe to our newsletter
Enter your email address below and subscribe to our newsletter

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın bu sezon sahneye koyduğu Kahvaltıya Kalsana üzerine biraz konuşmak istiyorum.
Oyun, orta yaşlı devlet memuru Nurettin ile genç ve kural tanımayan Burcu adlı iki karakter etrafında şekillenir. Oyundaki Nurettin karakteri daha çok X kuşağını temsil eder. Senelerdir aynı işte çalışan, 9-5 düzenine bağlı bir memurdur. Hayatın da sadece işi değil, diğer alanları da oldukça sabittir. Aynı tarz kıyafetler, değişmeyen alışkanlıklar ve düzenli rutinler içinde yaşar. Her çarşamba arkadaşlarıyla kâğıt oynar, her salı akşamı ablasıyla yemek yer. Hayatını düz bir çizgide sürdüren, değişime çok açık olmayan bir karakterdir.
Açıkçası Nurettin’in memur olmasında veya bunları yapmasında hiçbir sorun yok. Ama konfora öylesine alışmış bir karakter ki sanki her çarşamba yerine farklı günlerde kâğıt oynamaya karar vermek bile beynini daha fazla yoracak ve onun konfor alanını bozacakmış gibi geliyor. Eleştirilmesi gereken kısım da burada başlıyor bana sorarsanız. Tabiki rutinler çok güzel ama rutinlerin yerini bile arada değiştirmek lazım. Çarşamba oynanan kâğıt oyununu her zaman Nurettin’in evinde değil de belki cumartesi günü bir kahvede oynamak gerekir. Beynimiz aynı şeylere maruz kaldıkça ve konfor bağımlısı oldukça hayata olan görüş açımız da daralıp, tekdüzeleşiyor.
İkinci ana karakterimiz ise Burcu. Tam olarak Z kuşağı demek zor olsa da Z-Y kuşağı arasında bir karakterdir. Nurettin’in aksine oldukça düzensiz bir hayatı vardır. Genç yaşta hamile kalmış, kalıcı bir düzen kuramamış, sürekli değişen ilişkiler ve yaşam alanları içinde yaşayan biridir. Sık sık erkek arkadaşı değiştirir, erkek arkadaşlarına kavga edince amfi atacak kadar fevri davranır ve Nurettin’i hiç tanımadan evine gelip ondan para isteyecek kadar rahattır. Aynı zamanda daha kaba, ve sınır tanımayan bir uslubü vardır. Nurettin ise daha sakin ve çekingen bir tavra sahiptir.
Sürekli değişime maruz kalan ve belirli bir düzeni olmayan Burcu, hayatın birçok yanını görebilecek kadar kendini deneyime atabiliyor. Bazen bir erkek arkadaşının evinde, bazen bir başkasının yanında kalıyor. Sürekli mekân ve insan değiştiren Burcu birçok yaşam koşulunu görüyor. Bunları yaparken rahat görünse de aslında bir konfor alanı yok ve bu da onu daha sert bir karakter haline getiriyor. Sonuçta hayatın birçok yönünü gören insan zamanla sertleşir. Nurettin ise tekdüze koşullara maruz kaldığı için daha yumuşak bir karakter olarak aksettiriliyor.
Bu tarz iki zıt karakteri aslında birçok yerde görüyoruz ve bence bu karakterlerin davranışlarını şekillendiren şey tam olarak bu fark. Bunun yanında Burcu biraz daha karamsar bir bakış açısına sahip ve çocuksu tarafı da oldukça yüksek. Evet çok deneyime maruz kalıyor olabilir ama sorumluluk almayan ve başkalarının sırtından geçinmeye yönelik tavrı onu çocuklaştıran bir taraf. Nurettin ise sorumluluk bilinci yüksek olduğu için daha yetişkin ve hayat gerçeklerini daha çok kabul etmiş bir karakter, ama onları değiştirmeye de pek yönelmiyor.
Burcu, dünyadaki herkesin sahte olduğunu söylüyor ve herkesin maske taktığını düşünüyor. Ona göre kibarlık bile bir maskeden ibaret. Doktora bile gitmeyen bir karakter çünkü ilaçlara da güvenmiyor. Bu yanıyla sisteme karşı da isyankâr. Sistemden bıkmış ve nefret eden Burcu’nun hiçbir şey yapmadan daha çok zevke yönelik bir hayat sürmesi ise onu sorumsuz biri gibi gösteriyor.
Burcu, Nurettin’in evine para istemeye geldiğinde doğurmak üzeredir. Nurettin de merhametine yenik düşer ve onu tanımamasına rağmen evde kalmasına izin verir. Başta Burcu’ya önyargılı yaklaşsa da onu o halde dışarı atamaz ve böylece birlikte yaşamaya başlarlar. Bu süreçte birbirlerinin bazı özelliklerini alarak uyumlu bir arkadaşlığın adımını atarlar.
Burcu, Nurettin ile yaşarken parti hayatından uzaklaşır. Doğurduğu bebekle birlikte daha sorumluluk sahibi, daha sakin ve daha olgun biri olur. Ama tamamen değişmemiştir. Hala kaba konuşur, sınır tanımayan tavrını sürdürür. Yani kendine ait özelliklerini korur ama eksik yanlarını geliştirir.
Nurettin ise hayatına yeni şeyler ekler.Tanımadığı bir kadını evine almakla kalmaz, onun bebeği için alışveriş yapar ve hayatına hareket katar. Ama o da özünü korur, hala yumuşak başlı, kibar ve düzenini koruyan birisidir.
Birlikte yaşamanın etkisiyle Nurettin, Burcu’dan etkilenip zaman zaman ağzını bozarak küfür etmeye başlayınca bile Burcu, onu hemen durdurur ve bunun ona yakışmadığını söyler. Çünkü aslında ikisi de birbirinin tamamen değişmesini istemez. Nurettin, Burcu’nun renkli ve isyankâr kişiliğinden keyif alır, Burcu da Nurettin’in sakinliğini, kibarlığını ve düzenini takdir eder. Böylece birbirlerini tamamlarlar.
Elbette her şey mükemmel değildir, zaman zaman kavga ederler. Ama bu çatışmalar bile onların gelişmesine katkı sağlar. Bir kavgalarının sonunda Burcu gitmek ister ama gidemez, ağlamaya başlar. Ve o an aslında kendisinin de sahte olduğunu fark eder. “Kimseye ihtiyacım yok” diye gezen bir karakter olarak aslında insanlara ne kadar ihtiyacı olduğunu ama bunu kabul edemediğini görür. Bunu fark etmesini sağlayan da Nurettin ile olan ilişkisidir.
Burcu da Nurettin de kendi bünyesine bir zıtlık eklendiğinde gelişebilen karakterlerdir.
Oyundan hareketle bir özeleştiri yapmak gerekirse Burcu gibi bağımsızlığıma düşkün olsam da tam olarak onun gibi olmak istediğim söylenemez. Ben de sistemin insanı her şeyi belli zamanda ve belli yerde yapan, yaratıcılığını öldüren bir varlığa dönüştürmesinden hoşlanmıyorum. Bu konuda Burcu’ya katılıyorum. Ama aynı zamanda Nurettin gibi sorumluluk sahibi biri de olmak istiyorum. Çünkü Nurettin heyecansız ve biraz sıkıcı bir hayat yaşıyor olabilir ama kimseye muhtaç değil. Bir evi var, kendine nasıl bakacağını biliyor. Burcu ise özgür düşüncelere sahip ama kendine nasıl sahip çıkacağını bilmiyor.
Daha da önemlisi, ben ikisinden biri değil, ikisinin karışımı bir karakter olmak isterdim ve oyunun sonunda aslında anlatılmak istenenin de bu olduğunu düşünüyorum.
Yani ne özgürlüğü uçlarda yaşayan Z kuşağı X kuşağından üstündür, ne de tekdüzeliğe sıkışmış X kuşağı Z kuşağından üstündür. İki jenerasyonun da bazı şeyleri ekstrem şekilde yaşaması birbirine zarar veriyor. Ama birbirlerinin özelliklerini kabul edip birlikte yaşayabildiklerinde, birbirlerini geliştirebilir ve daha dengeli bir ilişki kurabilirler.
Oyunda kuşaklar doğrudan yarıştırılmaz ve biri diğerinden üstün tutulmaz. Ancak Nurettin ve Burcu arasında bireysel bir çatışma ve rekabet vardır. Oyun, karakterlerin zıt özelliklerini uç noktalarda gösterip zamanla birbirleriyle uyumlu hâle gelmelerini anlatarak, dengenin ancak böyle kurulabileceğini gösterir. Kısacası, iki kuşağı yarıştırmaya gerek yok. Çünkü uçlarda yaşanan her şey bir noktada zarar verir. Ancak karşıtlıkları bir araya getirirsek dengeyi kurabiliriz.
Melike Eminoğlu