Newsletter Subscribe
Enter your email address below and subscribe to our newsletter
Enter your email address below and subscribe to our newsletter
Walther Kranz Kurucu Ortağı Bilal Boğa ile pandemi dönemi, çalışmaları, çalışan/stajyer kriterleri, Halkla İlişkilerin geldiği ve geleceği nokta gibi konulardan bahsettiğimiz bir röportaj gerçekleştirdik.
Eğitim ve kariyer geçmişinizden bahsedebilir misiniz?
Lisede çok başarısızdım ve üniversite ile ilgili değil, PR’a karşı bir hevesim vardı. 17-18 yaşlarında bir öğretmenim beni “Ak Enerji” adında bir şirketle enerji sektörüne yönlendirdi ve 10 ay staj yaptım. Stajdan sonra dişimi sıktım ve kötü bir üniversitede istediğim bölümü okudum. Üniversitede iyiydim ama bu ders çalıştığım için değil sosyal olduğum içindi. O zamana kadar 7 farklı yerde staj yaptım. Üniversiteden mezun olduğumda stajlarım hazırdı. Kulüplerde başkanlıklar etmiştim. “BrandWorks” e girdim 6 ay orada çalıştım sonra “Zula” adlı oyunda 1 yıl çalıştım. 6 ay sosyal medya başında sonraki 5 ay pazarlamanın başındaydım. Son 1 ayımda da kurumsal iletişimin başına geçtim. Sonrasında istifa ederek arkadaşımla ajans kurmaya karar verdik. İlk 6 ay çok zorlandıktan sonra şimdi 14 markaya ev sahipliği yaptığımız, 3 proje bazlı çalıştığımız, 17 kişilik bir ekibe geldik. 1 yılın sonunda da “Walther Kranz” ı kurduk.
Kurumsal İletişimi nasıl tanımlıyorsunuz?
Kurumsal iletişim bir markanın bir şirketin bir kurumun tüzel veya özel kişilerin kendi itibarlarının kendi iletişiminler iyi yönde etkileyen bir sosyal bilim dalıdır. Çünkü kurumsal iletişim dediğimiz nokta şu kurumsal iletişim çok derya deniz bir dünya burası. Pazarlaması var, PR’ı var, medyası var, reklam tarafı var ve kurumsal iletişim aslında duygusal şekilde çalışmasını sağlayan mekanizma. Kurumsal iletişimi bilim dalı yapan şey ise bütün bunları etken şekilde sürdürebilme şeklidir. Reklamdan pazarlamaya PR’dan medyaya o iletişim disiplinlerinin bir araya getiren şey kurumsal iletişimdir, ben böyle tanımlıyor ve böyle olduğuna inanıyorum.
Kurumsal İletişim olarak neler yapıyorsunuz?
Kurumsal İletişimde çok renkli happy hourlarımız vardır; bu kurumsal iletişim bandında biz kendi ekibimizi nasıl daha keyifli hala getirebiliriz, bunu yapıyoruz. Kurumsal iletişim bazen maddi bazen manevi şeyler yapmamız gerekiyor. Çalışmalar sonrası parti olabilir, tatil olabilir. Kutlamalar yapıyoruz dj performanslı Efes’in sponsor olduğu bir iş yaptık, dergi çıkarttık, bu dergini reklamını Marketing Türkiye, MediaCat’ e verdik. Böylece ajansımızı daha bilinir hale getirebilmek için bunları yapıyoruz. Sizin gibi arkadaşlar da bunları görüp fark ediyorlar ve gelip bizimle tanışıyorlar. Bu da reklamları doğru kitlelere ulaştırdığımızı gösteriyor.
Türkiye ve Dünya’da kurumsal iletişime yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’deki markalar kurumsal iletişim bağlamında iyi bir yöne doğru gidiyor. En geleneksel markalarımız bile artık kurumsallaşma adına bir çaba içerisinde çünkü artık yeni kuşaklar geldi bu da kurumsallaşmayı daha verimli hale getiriyor. Artık her marka kurumsallaşmak istiyor. Her marka bir şekilde kendi ekibini büyütmek, geliştirmek ve iyi bir alt yapı kurmak istiyor. Artık herkes her yerde kurumsal bir tavır bekliyor. Bir pizzacıya gittiğin zaman bile kurumsal bir tavır bekliyorsun. Bir bankada aldığın hizmeti sokak arasındaki bir lokantadan bile almak istiyorsun yani o saygılı tavrı, o doğru iletişimi almak istiyorsun ama bunu herkes verebiliyor mu veremiyor, bunu vermek içinde yani kurumsallaşmak içinde bazı maddi ve manevi atılımlar yapmak gerekiyor. Dünyada genel olarak iyi bir seviyede çok planlı herkes, çok iyi ilerliyor. Türkiye’de de önemli gelişme kaydedildi, özellikle sosyal medya Türkiye’de çok iyi kullanıldığı için markalar kurumsallaşma zorunluluğu hissetti. Baktığımız zamanda da bu zorunluluk her marka için nerdeyse %99’ unu belki de olumlu yönde etkiledi. Çünkü kurumsallaşmanın onlara kattığı değerin farkına vardılar.
Geçmiş ve günümüzde yapılan kurumsal iletişim yaklaşımlarını nasıl görüyorsunuz?
Geçmişte işler büyük oranda geleneksel iken günümüzde daha dijital ilerlemekte. Aralarındaki fark ise dijital mecralar daha fazla önemseniyor, dijitalle her şey yapılabiliyor, potansiyel müşteriler de bulanabiliyor. Kısaca satış hacmin artıyor. Geçmişten günümüze baktığınız zaman en büyük mesele mecraların değişmesi ama daha büyük mesele bence artık her bir sektörün kendisine ait bir dil oluşturmasıdır. Bütçeler artık nokta atışlı kullanılıyor, online veriler sayesinde. Bugün çok çok büyük bir marka iseniz her alana her mecraya gitmek istiyorsunuz. Neden çünkü bütçe var, çok büyük bir kitle var. Aynı zamanda ölçümleme artı sayısal verilere net bir şekilde ulaşılabilmekte analiz yapılmasına artı bir değer kazandırdı.
Pandemide ne gibi çalışmalar yaptınız?
İşin rengi PR tarafı olarak tümüyle dijitale döndü basın lansmanları, etkinlikler, iletişimimizin neredeyse tamamı dijitale döndü çünkü event yapamıyorsun her yer kapalı, pandemi koşulları ortada ama bizim pandemi dönemi yaptığımız çalışmaların büyük çoğunluğu ya influence iletişimi oldu ya da PR iletişimi, basın iletişimi oldu ve yaptığımız tüm etkinlikler online oldu. Pandemide ne yaptığımız sorusunu cevabı şu oldu. Pandemi iletişimi yaptım her marka pandemi üzerinden iletişim yaptı. Bizde markaların iletişimini doğrudan dijitale çektik. Pandemi dönemi aynı zamanda en yoğun e-ticaret dönemiydi birçok markamızda satış odaklı ilerledik.
Kurumsal iletişim etkinliklere kampanyası yaparken nelere ve nasıl dikkat ediyorsunuz?
1. Brief çok önemli ona bakıyoruz. Marka ne istiyor onu bakıyoruz.
2. Ne kadar fazla kişiye ulaşabiliriz onu bakıyoruz.
3. Ticaretin gereğidir maliyeti ne kadar indirgeye biliriz ona bakıyoruz ama prestijden ödün vermeden bunu yapmaya çalışıyoruz.
Sürdürülebilirlik, kurumsal iletişim çalışmalarında nerede rol alıyor?
Sürdürülebilirlik çok geniş bir kavram ve kapsadığı çalışamalar farklı dallara uzanmakta fakat ben sürdürülebilirlik çalışması yapan markaların daha çok yaptım demek için göstermelik yaptığını düşünüyorum özünde gerçekten yapan çok az var.

Günümüz teknoloji çağında yeniliklerle birlikte gelen yeni nesil PR ve geleneksel PR arasındaki avantaj ve dezavantajlar nelerdir?
Geleneksel medya sürmeli, destekliyorum. Fakat yaşadığımız dünya saniyeler içinde değişiyor. Bugün basılan bir haberin olayı gecesinde değişebiliyor. Dolayısıyla geleneksel medya günümüze oranla daha yavaş ilerliyor. Her ne olursa olsun gazetecilik hiç bitmemeli. Günümüz gazeteciliğinin yerini, uzun araştırmalar sonucu kayda geçen ve güvenilir olan yavaş gazetecilik almalı.
Kriz yönetiminde gerekli olan soğukkanlı olma durumu önemlidir, bunu koruyamayanlar için önerileriniz nelerdir?
Kriz yaşadığımız anlar için şirket içerisinde bu anlara hazırlıklı olarak tepki verebileceğimiz bir plan oluşturmamız gerektiğine inanıyorum. Farklı durumlar için farklı planlar olması gerekiyor. Mesela doğal afetler, basınlar veya bu sene yaşadığımız salgın hastalıklar, virüsler gibi. Eğer bunları yönetecek bir ekip olursa her zaman işimiz daha kolaylaşır. Hiçbir zaman karşı tarafı suçlamayıp, kendimizden yana özür dilenmesi taraftarıyım.
İş görüşmelerine dikkat edilmesi gereken şeylerin en başında dikkat edilenlerden biri olan deneyim ve eğitim hayatıdır. Deneyimsiz ama iyi bir okuldan mezun olan biri mi yoksa gerçekten deneyimli bireyler mi? Deneyimler süreci hızlandırıyor mu?
Ben çok iyi bir okulda okumadım. Kötü bir okulda istediğim bölümü okudum. Yani burada kişinin biraz okuduğu bölümü sevmesi ve kendini bu yönde geliştirmesi, hem kendisi hem de geleceği için önemli. Ben bu şirketi kurmadan önce 7 farklı yerde staj yaptım. Bu aslında biraz fazla oldu ama her stajyerlik yaptığım yerde kendim için ne istediğimi ve hangi alanda çalışmak istediğimi buldum. Sizlerin de erken dönemde stajyerlik yapması işe gireceğiniz şirketlere daha kolay müracaat etmenize yardımcı olacaktır.
Pandemi döneminin getirdiği home office çalışma şekli pandemi sonrasında devam etmekte, çalışanların böyle daha işe adapte olduklarını düşünüyor musunuz? Ofis çalışma şeklinin benimsenmesinin çalışanlara ve şirketlere getirileri nelerdir?
Home office şekli bana sorarsanız saçmalık. Home office çalışma şeklinin dünyanın yeni trend diye algı yarattığı bir durum asla verimlilik kattığını düşünmüyorum. Home office çalışma mantığının pandemi koşulları nedeniyle kendimizi daha mutlu hissetmek için ortaya çıkarılan bir çalışma olarak görüyorum.
Şirketlerde özellikle bu departmandan alınacak kişilerin ne gibi eğitimlerden geçmiş olmasını ve almış olmasını bekliyorlar?
Genel olarak ajansımızdaki çalıştığımız arkadaşlarımızın başlıca hangi bölümden mezun olduklarına bakmıyoruz. Üniversiteye hiç bakmadık! Herkes işi mutfağında öğreniyor. Akademide çok iyi eğitim verildiğini düşünmüyoruz. Her çalışan işi ajansta kavrıyor. Ajansta aradığımız yetkinliklere gelecek olursak;
Algılama yeteneği bizim için çok önemli, iş hevesi ve heyecanına da bakıyoruz tabii ki. Ayrıca iş bitiriciliği, verilen görevleri eksiksiz yerine getirilmesi, global bir ajansın direktörüyle karşılıklı iş konuşabilecek derece de İngilizcesi olması çok önemli. Tabii ki iletişim bölümünden mezun bir çalışan ile çalışmak isteriz fakat sektörde iletişim bölümü mezunu yeterli değil, yüksek mevkiler hep başka bölümlerin eline bırakılmış durumda.
Halkla ilişkiler ve Reklamcılık bölümü çok karıştırılıyor bu bölümleri seçerken ne gibi yetkinlikler olmalı mevzun oradan sonra iş hayatında öğrencilerin ne gibi zorluklar bekliyor?
Sektör staj yapmayanları kabul etmiyor! Mezun olduktan sonra staj yapmazsanız sudan çıkmış balığa dönebilirsiniz. Benim fikrime göre bir veya iki, üç staj yeterli olacaktır. Beni soracak olursanız fazla abartıp yedi staj yaptım. Yedi farklı stajda yedi farklı şey gördüm. Çok fazla insan tanıdım. Farklı Farklı alanlar tanıdım. Hayatımın en önemli stajlarından biri Rolls-Royce Motor Car’da yaptığım stajdı. Bir gün “Ya ben burada çalışmalıyım” deyip şirkete uzun bir mail attım ve bana geri döndüler. Çok severek yaptığım bir stajdı. Fakat şuan bana Walther Kranz’ın bana yönetici olarak kazandırdığı paranın iki katını dahi verseler bir gün dahi çalışmam. Yaptığım stajlar bana nerede çalışmam gerektiğini de öğretti. Oralara gittim, gördüm ve bana göre olmadığına karar verdim. Hayalden ziyade hedefleriniz olsun. Sektörün size vereceği statünün Türkiye şartlarında pek de değeri yok. Etrafımdaki kadınları arttıracak olması, samimiyetsiz insanların çevremde çoğalacak olmasındansa, bir Ferrari’m olsun benim için hedef budur. Bir basketbol oyuncusu olmayı çok isterdim, benim için bir hayaldi ama boyum nedeniyle asla olamayacağımı biliyordum. Şuan bir basketbol takımının yönetiminde rol alabilirim. Hayallerinizi hedefe çevirdiğiniz zaman hayatınızda bir şeyler oturmaya başlıyor. Hayatta haddimi çok iyi bilirim, insan haddini bilmeli! Eğer tevazu ve çok çalışmayı bir arada yürütürseniz; para da kazanırsınız, başarılı da olursunuz, mutlu da.
İş yerinize stajyer alırken nelere dikkat edersiniz stajyerlerin uyum sürecinde zorlandıkları durumlar nelerdir?
Her kişiyi almadığımız gibi her stajyeri de almıyoruz. Buna çok net cevap verebilecek olursam şu üç şeye bakarım;
1) Çok istekli mi, öğrenmeye isteği var mı?
2) Buraya yeterli kadar zaman ayırıp gerektiğinde fedakarlıklar yapabilecek mi?
3) İyi çıkarılan bir işi sonunda ben bu insanla o işi kutlayabilir miyim? Karşımdaki insanda bu samimiyet var mı? Ya da kötü bir iş çıkardığımızda benim kadar üzülebilecek mi? Kısaca ajansı sahiplenmesini isterim.
Röportajı Hazırlayanlar: Ezgi Ceren Dağdaş, Gökçe Ulusoy, Kemal Alper Sümer, Mehmet Efe Yılmaz, Mustafa Mert Gültekin, Yasin Güngör

555
555
555
555